ÜÇÜNCÜ YOL

Bayramimiz bayram olsun...

20/9/2009 -Kategori: nefes ve yol

                                        



                              

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

TEKFURUN KIZI

24/6/2009 -Kategori: siir

                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                              
                      


                                          



                    Ben seni alamam ah Holofira
                   Azığım tamtakır binitim nalsız
                   Bir belde geçerim kalacağım yok
                   Dostlarım bi-vefa düşmanım yalsız

                   Kolum halat değil bakracımda kum
                   Ben seni alamam ah Holofira
                   Sade yoksunluktan yokluktan değil 
                   Eline kir olsun elliüç lira

                   Amma ki alamam bir uzak sevi
                   Gelmiş de çökmüştür taunlar gibi
                   Ben seni alamam ah Holofira
                   Geç git heç bakmadan eğlenme e mi 

                   Pusatları parlak binbaş istesin
                   Seni ulak elçi naib-i kral 
                   Ben hoyrat söyleyim el bana hoyrat
                   Gelip de ne deyim şu dillerim lal

                   Ben seni alamam ah Holofira
                   Baban kâfirine kılıç üşürsem
                   Hem de gece bassam- iti uykulu
                   Şöyle ya Allah'la bohçanı dürsem

                  Amma ki alamam yaradan beni
                  Ne ardıç ne çınar ufarak çayır
                  Koşumum gıcırdar ölmek dilerim
                  Bağrım kaynıyordur yüklerim ağır

                  Sen bir düş imişsin kuşluk çağında
                  Soluma tükürdüm - Rabbim Gafurdur
                  Bilesin kavuşmak yok İslâmlıkta
                  Kavuşan kısmısı ancak gâvurdur

                                                                                                     SÜLEYMAN ÇOBANOĞLU

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Düzeltme

25/5/2009 -Kategori: ucuncuyol


 Rahmetli  Ömer Behmen ile yapılan röpörtajın  kaynağı olarak Dünya Bülteni gösterilmiş. Aşağıda bu röpörtajın kaynağı hakkında ki düzeltmeyi yayınlıyoruz. Bu arada büyük bir mesuliyet ve incelik örneği göstererek bizi uyaran ve yanlışımızı düzelten Mağrib dergisi editörlerinden değerli kardeşim Serdar KACIR'a teşekkür ederim. Selamına vealeykumselam derim.
 Üçüncü Yol takipçilerine duyurulur

Mehmet Şükrü OFLAZ



s.a, degerli kardesim,

röpartaji paylastigin icin tesekkürler. lakin ömer behmen ile yapilan bu röportaj magrib dergisi tarafindan 2005 nisan ayinda gerceklestirilmistir. magrib 1. sayisini ömer behmen dosya konusuna ayirmistir. hatta röpartaj ve ömer behmen dosyasi sebebiyle, merhumun kendi hatiratini anlatan kitabinda magrib dergisinden bahsedilmistir. bu düzeltmeyi yapma ihtiyaci hissettim.

asagidaki linkte suan aktif olmayan derginin sitesinden alinti yapilmis röportaji görmek mümkün...

http://www.bosnasancak.net/forum/showthread.php?p=234834#post234834

selam ve saygilar

magrib dergisi editörlerinden
serdar kacir

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

İstiklal Marşı Derneği'nin Diline Doladığıdır

18/5/2009 -Kategori: bengisu


Bu başlık altındaki sözler, kuruluşundan bu yana derneğimizin çatısı altında zikredilen/zikredilmekte olan ve İstiklal Marşı Derneği’nin kendine mahsus duruşunu, niçin son ocak olduğunu sarahate kavuşturan ifadelerden seçilmektedir.

 

* "Türkiye’nin Türkiye ismiyle var olması dünyada İslam’ın söz hakkına sahip olması anlamına gelmektedir. Türkiye’nin isminden  rahatsız olanlar, İslam düşmanlarının ekmeğine yağ sürmektedirler."

 

* “Türkiye’nin geleceğine dair tavrımız doğrudan itikadi tercihimizle alakalıdır. Bütün mesele; İbranî-Hıristiyan medeniyetin Türkiye’ye ve İslam’a biçtiği yere ve bu yerin kaçınılmaz bir realite olduğuna rıza ya da red meselesidir. Bu rıza küfrün figüranlığına, red ise kulluğun asaletine râci’dir. Asaletini kaybettiğin vakit, vekâleten yaşadığın hayat cehenneme alıştırma yapmaktan başka bir şey değildir.”

 

* “Türkiye’de, İstiklal Harbini kaybedenler bir an pes etmedi, İstiklal Harbini kazananlar bir an söz sahibi olmadı.”

 

 

*  “İstiklal Marşı Derneği, “Ben Türk değilim ama bu topraklarda benim de hakkım var” diyenlerin havalarını alması için kurulmuştur.”  

 

 

* “İstiklâl Marşı Derneği üyeleri olarak yerimizi, Rasûlullah’ın emrine uyarak, ne pahasına olursa olsun, yerlerini terk etmeyen Uhud okçuları olarak görüyoruz.”

 

 

* “Türkiye’de insan olmanın, insanın şerefini temsil etmenin bir yolunu bulmamız gerekiyor. Bu gerekliliği yerine getirmek için İstiklâl Marşı’nın 41 mısraında çok kolay nefes alabileceğimiz bir alan buluyoruz. Millet varlığı adına her şeyin yok olması tehlikesi karşısında, her şey yok olsa bile ‘sen şuradan var olabilirsin’, diyen bir beyanla mücehheziz.”

 

 

* “Hayat tasarruf edilemez. Ama hayatımızı ya sarf veya israf ederiz. İstiklâl Marşı Derneği kurulana kadar biz hayatımızın israf edildiğine yanıp yakılan insanlardık. Şimdi önümüzde hayatımızın sarf edilebileceği bir yol görünüyor. İstiklâl Marşı Derneği’ni, intisabı sadakası verilmiş olanlara nasip olan cemiyet olarak görüyoruz.”

 

 

* “Dünyadan ahireti göremiyorsanız, müşriklere hak vermeden edemezsiniz. Allah’ın senin için seçtiği, senin dar kafanla seçtiğinin üstündedir. Bunu anlayabildiğin zaman ahiretten bahsedebilirsin. Günümüzde Müslümanlar kâfirler tarafından tanzim edilmiş hayat formlarının kaçınılmazlığını kabullenip bunun içinde bir hayır aramakla meşguller. Bizi terbiye edenin Allah olması lazım, gayrısı değil!”

 

 

* “Biz kendi mevcudiyetimizin dünya içindeki yerini bilinçle kavramadıkça, gâvurlardan ödünç aldığımız kavramlar ve düşünme usulleriyle ancak cehenneme gidebiliriz.”

 

 

* “Bizim ütopyamız küfr ile uzlaşmadan yaşanabileceğinin mümkün olduğunun derinden ve kesinlikle bilinmesi ve nihayet Allah’ın vaadinin gerçekleşeceğine imandır. Bizim ütopyamız bizim için hayırlı olanı dua ile talep etmemizdir.”

 

 

* “İslam’ın dışında hiçbir iyilik yoktur. İslam’ın içinde hiçbir kötülük yoktur”

 

 

* “Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda... Dünyada cennet, kâfirlerin tasarladıkları gibi refah ve iktidar cenneti değildir. Dünyadaki cennet; insanın, cenneti özleyecek seviyeyi tutturmakla kazandığı cennettir. Cennete ancak, cenneti özleyecek kadar yükselebildiysen girebilirsin.”

 

 

* “Bize dostluk gösterecek olan ancak kendine ‘dost olarak Allah yeter’ şiarını seçendir. Allah’ın dostluğunu istemeyenlerin bize dostluk göstermesini istememiz mümkün değildir.”

 

 

* “Birbirimizin Müslümanlığına iltica etmemiz gerekir. Bu şu demektir: Senin Müslümanlığın kifayetsizse bu benim emniyetime halel getirir.”

 

 

* “Her şeyin nasıl bir yeri olduğunu anlamamız lâzım. İslâm, başından beri bu topraklarda bir itikadî zenginlik olarak değil, bir güç, bir iktidar, bir imtiyaz, bir ayrıcalık, bir otorite olarak yaşadı. Her şeyi asli yerinde tanımamız lâzım.”

 

 

* “İktidar imkânı sunmayan İslam, hiçbir zaman cazip olmadı Türkiye’de. Zamane insanları sadece kendi istikballerini düşünüyorlar. İstikballerini de İslam’ın bir geleceği olmadığı şartına bağlamışlar. İnsanlar gerçekten bir çıkış yolu arıyorlarsa, belki İstiklâl Marşı Derneği bulmalarına vesile olabilir. Bu millet bir şey yapmaya niyet etti de yapamadı mı, sorusu bizim sorumuzdur.”

 

 

* “Şerefimizi birilerine satmak üzere ‘iman sahibi’ olmayı gözeten insanlardan ayrıldığımız için kazanıp İstiklâl Marşı Derneği mensupları haline geldik. İtikadımız bir yerde geçer akçe olsun diye bir yerimizde bulunmuyor.”

 

 

* “Türkiye’de birileri, Türkiye’nin kendi gücünü kullanarak ayakta kalmasına ve kendi yolunda yürümesine yol açacak araçları yok ederek arzuladıkları duruma kavuşmuşlardır. Bu insanlar Türkiye için İslam tezini de Türkiye için Sosyalizm tezini de bir daha ele alınamayacak hale getirdiler. Şimdi ‘Türk’ün millî endişesi’ni de bu hale getirmekle meşguller.”

 

 

* “Ömrünü Türkiye’de tüketen insanlara vebayla kolera arasında tercih şartı getirdiler. Türkiye’de yaşıyorsan sıhhat yolunda bir tercih yapamıyorsun. Hep vebayı isteyenlerle kolerayı isteyenler aralarında tartışıp duruyor. İstiklâl Marşı Derneği bir sıhhat imkânı olarak doğdu.”

 

 

* “İstiklâl Harbi, ‘bize Tanzimat’ta yutturulan, gayri müslimlerle eşit olma dolmasını kusuyoruz, biz gayri müslimlere olan üstünlüğümüzü alenen gösterip dünyaya tekrar kabul ettirmek istiyoruz’ diyen insanların başarısıdır.”

 

 

* “İstiklal Marşı Türk milletinin tarihten silinişi karşısında bir duruş ve bir ısrardır. İstiklâl Marşı atlanarak Türkiye hakkında hiçbir iyi şey düşünülemez. İstiklâl Marşı’nı atlayan herkes Türkiye hakkında kötü bir şey düşünüyordur.”

 

 

* “Türkiye hiçbir meselesini, trafik meselesi de dâhil olmak üzere, millî mutabakat temin etmeden çözemez; Biz İstiklâl Marşımızı millî mutabakat metnimiz olarak görüyoruz.”

 

 

* “İstiklâl Marşı’nın Cumhuriyet rejimine bir borcu yoktur; oysa Türkiye Cumhuriyeti hem varlığını, hem de istiklâl hakkını İstiklâl Marşı’na borçludur.”

 

 

* “Nasıl Türk toprakları İstiklâl Harbi ile kâfirlerden kaçırılmış topraklar ise, İstiklâl Marşı da, kâfirlerden kaçırılmış bir metindir.  Cumhuriyet Türkiye’si bu gözüpek tutumun bir neticesidir.”

 

 

* “İstiklâl Marşı’nı kendine talimat kabul eden insanlar kâfirlerin Müslümanlar için hazırladıkları tuzaktan beri olurlar. İstiklâl Marşı, dünyada İslam davasının omurgasıdır.”

 

 

* “Türkiye’de İstiklâl Harbi’nin intikamını almak isteyenler ve İstiklâl Harbi’nin kaymağını yiyenler; ya da hainler ve gafiller diye iki tip insandan bahsedebiliriz. ‘Başka insanlar da yaşıyor bu ülkede’ diyebilmek için İstiklâl Marşı Derneği’ni kurduk. Biz İstiklâl Harbi’nin kazancının ileri götürülemeyişinden şikâyet edenleriz.”

 

 

* “Bizim ‘hak’ konusunda kâfirlerin asla sarsamayacağı bir fikrimiz olmalı. ‘Hak’ hiçbir zaman dünyevî teçhizat değildir. ‘Hak’ uhrevî bir silahtır. Hakkın olduğu için mücehhez olmazsın ama haklı olmaktan dolayı muarızlarını geriletecek bir gücü elinde bulunduruyorsun demektir.”

 

 

* “Hiçbir zaman haklı bir hareketin büyük sayıda destekçisi olmayacaktır. Senin ısrarcı oluşun, senin kavi oluşun konusunda bir genel anlayış uyandırabilirsen o zaman seni doğrudan desteklemeyeceklerdir ama senin muvaffak olacağın gün için de hazırlık yapacaklardır. Mühim olan belli sayıda insanların kendi zihnî yeteneklerini esas alarak haklılıklarına sahip çıkmalarıdır.”

 

 

* "Sâlih olmakla güzel olmak aynı şeydir. Bizim estetikten başka bir derdimiz yok. Biz sadece güzel görünmek, ama göründüğümüzün hakkını vermek istiyoruz. Biz kendimizin fark edilmesini ancak çirkinliği düşman saydığımız, gâvur saydığımız ölçüde sağlayabiliriz. Çirkinler bizim karşımızda olacak ve biz çirkinlerin çirkinliğini gösterdiğimiz kadar birilerinin gözüne olduğumuz şekilde görüneceğiz"

 

 

* “Dünyada dini ile milliyeti yekvücût, yekpare olan bir unsur vardır, onun adı da Türk’tür. Kendi bünyende din ve milliyet farkı gözetirsen veya gözlüyorsan Türk olamazsın. Türk’ün tarafına geçemezsin. Kâfir ile çatışmayı göze alan Müslüman’a ‘Türk’ denir.”

 

 

* “Türklük Sünnilik ve Hanefiliktir. Sünni olan ‘Türklükle alakam yok’ diyemiyor. Böyle biri, rengi ne olursa olsun kendisine Türk denilmesinden rahatsız olmaz. Olmadığını hep görüyoruz. Zira Türklük hiçbir şekilde kavmiyeti ifade etmez. Türklük amelden müstağni olamayan o itikada tamı tamına işaret eder.”

 

 

* “Bugün insanların önünde iki seçenek var: Türk olmak ya da Amerikalı olmak. Modern dünya denilen şey anti-Türk dünyadan başka bir şey değildir. Türk için Batılılaşma bâtıllaşmadır.”

 

 

* “Türklüğe nereden geldiğin hiç ama hiç önemli değildir. Önemli olan Türklüğe gelip gelmediğindir. Türk hayatı İslam hayatıdır.  Biz millî varlığımız başta olmak üzere her şeyimizi İslam’a borçluyuz.”

 

 

* “Dünyaya sözünü dinleten Türk yoktur, demek yanlıştır, fakat kimdir o? Türkiye’yi elinde tutandır. Türkler Türkiye’yi, Türkiye Türkleri yapmıştır. Onun için Türkiye olmadan Türk olmaz, Türk olmadan Türkiye olmaz.”

 

 

* “Nasıl Allah Resulü Muhammed (sav* son peygamber ise, Türkler de insanlığın son milletidir. Son peygamberin bayrağını göndere çeken son millet. Türklerin Avrupalılarca nation tabir edilen kavramla bir irtibatları yoktur.”

 

 

* “Allah Resulü’nün (sav*: ‘Vatan sevgisi imandandır’ sözünü işittiğimiz zaman, vatan sevgisinin ne olduğunu bilmek için, önce ‘vatan’ın ne olduğunu bilmek gerekir.”

 

 

* “Türkiye âhiretin tarlasıdır. Türkiye’nin sınırları, Türk’ün itikadî sınırlarıyla irtibatlıdır.”

 

 

* “İstiklâl Marşı Derneği olarak herkesin unuttuğu, görmezden geldiği ve fakat hiç kimsenin reddedemeyeceği bir gerçeği hatırlatıyoruz: 29 Ekim 1923’te Cumhuriyetin ilanıyla birlikte, 20 Ocak 1921’de kabul edilen ‘Teşkilât-ı Esasiye Kanunu’nun 2. Maddesi ‘Türkiye Devletinin dini, Din-i İslâmdır’ şeklinde tavzîhan tadil edilmiştir. Cumhuriyetin ilanıyla, Tanzimat’ta kaybettiğimiz şeyi geri aldık; bir İslâm devleti olduk.”

 

 

* “Türkiye Cumhuriyeti’nin ilan edildiği topraklar bütün yerküre üzerinde Müslüman iradenin üstünde irade olmadığının tanındığı yegâne topraklardır.”

 

 

* “Türkiye Mekke ve Medine’yi korumaktan aciz düşen insanların söz geçirebildikleri yegâne saha olarak doğmuştur. Bu topraklar Mekke ve Medine’nin istiklâli için de tek imkândır. Fakat bunun kıymeti bilinememiştir. Bunun için Türkiye aleyhine yapılan her iş, İslam aleyhine yapılan bir iştir.”

 

 

* “Ne AB’ye uyum sürecinde kanunları değiştirilen Türkiye’nin, Türkiye olarak kalmasına ne de Türkiye olarak kaldığı müddetçe bu ülkenin Avrupa Birliği’ne girmesine imkân ve ihtimal vardır.  Sual ediyoruz: AB’ye girilmesi durumunda işe yarayacağı varsayılan bu kanunlar eğer AB’ye girilmeyecekse ne işe yarayacak? İşte içine düşülen bu süreç Türkiye’nin geleceğini yok etmek anlamına geliyor.”

 

 

* “Biz İstiklâl Marşı Derneği’ni Türkiye’nin varlığının tehlikede olduğu görüşüne sahip olduğumuz için kurduk. Türkiye’nin durumu pek o kadar da kötü değil diyen adam Türklük ve Müslümanlık ayrı tutulduğu zaman gayri Türk ve gayri müslim olan herkesin istifadeli olacağını bilen kişidir.”

 

 

* “İstiklâl Harbi öncesinde yağmalanması başarılamayan Türk toprakları, bugün bu tehlikeye maruz bırakılmış haldedir. Bunun da en parlak sloganı Türkiye’nin bir mozaik olduğu sloganıdır. Türkiye bir mozaik mi yoksa bir beton kütle mi? Türkiye eğer bir mozaikse bir fiskede dağılır, ama eğer Türkiye bir beton kütleyse ona çarpanın her yeri acır. Bizim bir beton blok olmamız ancak, ‘burada sadece Türk’ün sözü geçer, Türk ise Müslüman’dan başkası değildir’ sözünün kaziye-i muhkeme olmasıyla mümkündür.”

 

 

* “Ortaya yalın kılıç ne Türkiye’yi ne dünyayı kurtarmak üzere atılıyoruz. Hatta Türkiye’nin başına gelmekte olan felaketin anlaşılabileceği konusunda bile umutlu değiliz. Biz her şey olup bittikten sonra, hâlâ selametin nerede olduğunu işitecek kulakların olması için hazırlık yapıyoruz.  Ayrıca biz, dünyada işlenen kötülüklere suç ortağı olmayı reddetmekle ancak temiz kalınabileceğini düşünüyoruz.”

 

 

* “Türkiye’de 80 sene sonra tekrar bu toprakları gasp etmek isteyenlerin önündeki yegâne engel İstiklâl Marşı Derneği’dir. Diğer engellerin tamamı tasfiye edildi. İstiklâl Marşı Derneği son ocaktır.”

 
Alıntı:http://www.istiklalmarsidernegi.org.tr/index.php?option=com_content&task=view&id=293&Itemid=12

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Muhsin Başkan Vefat Etti

18/5/2009 -Kategori: bengisu



 Anadolu toprağının Anadolu halkına hediye ve emanet ettiği, bütün millet evlatlarının Muhsin başkanı vefat etti.
 Allah Muhsin başkana rahmet etsin.
 Mekanı cennet olsun.
 Makamı Muhsinlerle olsun.
 Amin.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Aliya'nın dava arkadaşı Ömer Behmen vefat etti

18/5/2009 -Kategori: bengisu


     Bosna-Hersek'in bilge kralı Aliya İzzetbegoviç'in en yakın çalışma arkadaşı, Bosna-Hersek Cumhuriyeti (BİH) eski İran Büyükelçisi ve Genç Müslümanlar [Mladi Muslimani] Teşkilatı Genel Başkanı Ömer Behmen, bugün evinde vefat etti.

Yaklaşık iki yıldır tekerlekli sandalyeye mahkûm olan ve Ömer Behmen, vasiyeti doğrultusunda, Cumartesi günü Mostar şehrinde kılınacak cenaze namazı sonrasında bu şehirde toprağa verilecek.

Genç Müslümanlar [Mladi Muslimani] Teşkilatı Genel Başkanı Ömer Behmen, 9 Ocak 2007 günü akşam saatlerinde, Sırp asıllı bir kişinin geri geri gelerek çarpması sonucu geçirdiği bir trafik kazasında ağır yaralanmıştı. Kırmızı ışıkta duran bir aracın geri manevra yapması ile meydana gelen kazada yaralanan Behmen, Kosevo Devlet Hastanesi kaldırılmıştı. Uzun bir dönem yoğun bakım servisinde müşahede altında tutulan Ömer Behmen'i doktoru haricinde kimsenin görmesine izin verilmemişti. Kaza sebebiyle bir gözünü kaybeden Ömer Behmen, yaklaşık iki senedir tekerlekli sandalyede yaşamını yürütüyordu.

İki dönemdir Genç Müslümanlar Teşkilatı Genel Başkanlığı'nı yürüten Ömer Behmen, savaşın en şiddetli olduğu dönemlerde bile Aliya İzzetbegoviç'in yanından ayrılmamış ve bağımsız Bosna-Hersek devleti için mücadele etmişti. Savaş sonrasında da mütevazı hayatına devam eden Ömer Behmen, Bosna-Hersek'te İslami çalışmalar yapan ve muhtaçlara yardım dağıtan Genç Müslümanlar Teşkilatının Genel Başkanlığını yürütüyordu. Genç Müslümanlar Teşkilatı, Sırpların savaş sırasında yıktığı ya da tahrip ettiği camilerin yeniden kullanılabilir hale getirilmesi ve yardıma muhtaç Boşnak Müslümanların hayatlarını devam ettirebilmeleri başta Saraybosna ve Mostar olmak üzere Bosna-Hersek'in her bir köşesinde faaliyetlerde bulunuyor.

ÖMER BEHMEN'İN AĞZINDAN HAYAT HİKAYESİ- RÖPORTAJ

Ömer Behmen kendisiyle yapılan röportajda hayat hikayesini ve Genç Müslümanlar hareketinin gelişimine ilişkin önemli bilgiler veriyor:

Ömer Behmen kimdir, bizlere kendinizi tanıtır mısnız?

Ömer Behmen: İsmim Ömer Behmen. 29 Ekim 1929'da kiraz zamanında doğmuşum. Annemin ismi Cemile, babamınki Mustafa. Kökenimiz İran'a dayanıyor. ‚Şehname'deki şahlardan, komutanlardan biri olan Behmenhan'a dayanıyor. İranlıların takvimlerinde ikinci aya verdikleri isim. Macar yazar Tavlotski Boşnakların köklerini incelediği kitapta 1485´de Muhammed Behmen diye bir zatın Bosna'ya Türk diplomat olarak geldiğini yazmıştı. Bosna'ya geçişimiz böyle. Ziraatla ilgili eğitim gördüm. İki çocuğum, dört torunum var.

Lisede okuduğum yıllarda, okullarını bitirenler ya İstanbul'a ya da Mısır'a eğitimlerine devam etmek için gidiyorlardı. 1939´da medrese ve lise öğrencileri ve gençler olarak bilinçlenmek için gizli gizli toplanıyorduk. Toplantılara gelenler daha çok lise çağındakilerdi.

O yıllarda Boşnaklar karışık ve zor bir dönemden geçiyordu. Siz nasıl bir araya gelmeye başladınız, Bosna-Hersek' teki gençler nasıl organize olmaya başladılar ?

Ömer Behmen: Ben liseyi Mostar'da bitirdim. Çocukluktan itibaren din eğitimimizi gerek ailelerimizde gerekse medreselerde alıyorduk. II. Dünya Savaşı'ndan sonra Mostar'da Müslüman gençler olarak toplanmaya başladık. Adımız yoktu, ama birdik. Futbol turnuvaları yapardık. Sonra Saraybosna'da bizim gibi gençlerin (Aliya ve arkadaşları) olduğunu duyuyorduk.

Mostar, Hırvatların yeri olarak görülüyordu. Bu yüzden din, İslam kelimelerinin adı bile anılmıyordu. Saraybosna'daki 'Genç Müslümanlar' 'Genç İlim Derneği' olarak legalleştiler. Gençler, normal alimlerden farklıydılar. Adetlerden uzak, daha İslamcıydılar. Kuran ve Sünnet'e daha yakınlardı. Ezher Üniversitesinde okuyan arkadaşlar öğrendiklerini bizimle paylaşıyorlardı. O arkadaşlarımız vasıtasıyla, Hasan el-Benna'dan 'İslam'ın sadece geleneksel bir din olmadığını, bilakis tüm hayatı kapsayan bir din olduğunu' öğrenmiştik. Bu bizim için çok önemliydi. İhvanı Müslimin'den bilgi getiren arkadaşlardan biri olan Hancic, Hasan el-Benna ile irtibattaydı. Üniversiteyi sadece o bitirdi. İhvan'ın üyesiydi. Oradan kazandığı birikimle Saraybosna'da arkadaşları organize etti.

Ben de Mostar'dan Saraybosna'ya gittim. Farklı şehirlerdeki gençlerin organize olmaya başladıklarını duyuyorduk, ama kimsenin birbirinden haberi yoktu. Osmanlı'nın son zamanları ve Avusturya'nın geldiği ilk zamanlar Boşnaklar çok zengindi. II. Dünya Savaşı'ndan sonra Boşnakların kendi toprakları vardı. Hırvatlar ve Sırplar tekrar yönetime geldikleri zaman Boşnakların evlerini, dükkanlarını ellerinden aldılar. Boşnaklar fakirleşince eğitim de alamadılar. Müftülük kurum olarak dünya işlerini bıraktı, ahirete yöneldi. Boşnakların kimliği yoktu. Ülke içinde sürekli yer değiştirdiler. Siyasi olarak yoktular. Boşnaklar, kimlikleri silinmeye başlayınca en çok çocukların eğitimi üzerinde durmaya başladılar. Muhacirlere silah yardımı yaptılar. Komiser -Tito dönemi- geldi, savaş bitti. Diktatörlük ve ateizm ideolojisi dönemi başladı. Bütün dini yapıtları yıktılar, vakıflara el koydular. Biz de bunları göre göre illegal olarak organize olmaya karar verdik. Aliya bu sırada Saraybosna'da 'Genç Müslümanlar Derneği'ndeydi. Bir tıp öğrencisi olan Esad Karazoviç 1945´de rejimden kaçmak istedi. Bunu başarıp başaramadığını hala bilmiyoruz. İlk şehit bu dönemde oldu. Mustafa Bulsovic'i 33 yaşında partizanlar şehit ettiler.

Polis ve devlet illegal organizeleri takibe aldı. 1947-48´de buldukları kişileri hapse atmaya başladılar. Aliya İzzetbegoviç bu dönemde 3,5 yıl yattı. Saraybosna, Mostar ve Zagreb´teki öğrenciler organize oldular. Aliya hapiste olduğundan dolayı Saraybosna'yı Hasan Biber, Halit Kaytois yönetti. 
Teşkilatınızın ana hatlarıyla yapısı nasıldı?

Ömer Behmen: Teşkilatımızda üç tabaka vardı:
Baştakiler: Aliya İzzetbegoviç, ben ve diğer başkanlarımız.
İkinci gruptakiler: Ortadakiler, her zaman her yerde her şeyi yapan arkadaşlarımız.
Üçüncü grup ise haberciler. Bu arkadaşlar bizim istihbarat işlerimizi hallederdi.

Bir gün geldi ki tam 150 kişiyle davamıza ihanet etmeyeceğimize dair ant içtik.

O dönemde silah deposunun anahtarı bir arkadaşımızdaydı. Eğer savaş çıkarsa, bu 150 kişi silahları alıp devleti düşürecek şekilde plan yapıldı. Stolas şehrinde polis arkadaşlarımız vardı. Onlar da hapistekileri bırakacaklardı.

1948´de 18 yaşımda Zagreb'deki Ziraat Fakültesine gittim. Orda direnişçilerle kontak kurdum. Oradan Kosova ve Makedonya'ya açıldık. İkinci yıl Saraybosna Üniversitesi'ne geçiş yaptım. Merkezdeki görevim orta Bosna'da (Travnik, Zenica …) iletişim kurmaktı. Polisler bizi takip ediyorlardı. Bir süre sonra her şeyimizi öğrendiler. 1949´un sonunda bütün şehirlerdeki elemanlarımızı hapse atmaya başladılar.

(O sırada bulunduğumuz yerde Boşnakça bir ilahi kulağımıza geliyordu. Ömer Behmen derin derin düşündü ve şöyle dedi: şu an dinlediğiniz ilahiyi 16 yaşında Ömer Kavoc isminde bir arkadaşımız yazdı. O dönemde Asım Cancic ile Ömer'i sorgu için aldılar. Biri 19, diğeri 24 yaşında işkenceden şehit oldular.)

Banjaluka, Tuzla ve Mostar'da acık mahkemeler yapıldı. Beni de bu dönemde içeri aldılar. Hasan Kaytay ve dört arkadaşımıza ilk mahkemede idam cezası verildi. Biri idam edileceği zaman nasıl infaz edileceği bilinirdi. Ama bizim arkadaşlarımızınki hiç bilinmedi. Ben ve diğer arkadaşlarımız yirmişer yıl hapis cezası aldık. Ben Mostar'da hapsedildim. O dönemde 8000 kişi temizleme operasyonunda mahkemeye çıktı. İçlerinde kadınlar da vardı.Öyle bir rejim vardı ki gizli görevliler ve istihbaratçılar istediklerini alıp hapse atabiliyorlardı. Ve istedikleri kadar içerde tutabiliyorlardı. Bu durum Rusya'da 9 yıl, burada 2 yıl sürdü. Çünkü mahkeme hakları yoktu. Kitle halinde hapse almalar vardı. 1949´da 1000 kişi bizimle alakası olmadığı halde içeri atıldı. Hapis boyunca hem fiziksel, hem de psikolojik işkence gördük. Psikolojik işkenceyi bizim fikrimizi değiştirmek için uyguluyorlardı. Siyasi suçlular en ağır cezaları çekti. Günlük 16 saat taş ocaklarında, yol çalışmalarında ve daha ağır işlerde çalıştırılıyorlardı. Fiziki olanlar ağır değildi, ama psikolojik baskı çok ağırdı. 'Allah yok', 'onların partisi en büyük' gibi şeyler söylememizi istiyorlardı. Arkadaşlarımızdan hapisten çıkanlar hemen organize oluyorlardı. İçeri ile dışarının iletişimini sağlıyorlardı. Kardeşim (Salih Behmen) 12 yıl hapis cezası aldı, ama 8.5 yıl yattı. Aliya'da 1946´da hapse girdi. O ilk girenlerden biriydi. 

Peki aranızdaki iletişimi nasıl sağlıyordunuz?

Ömer Behmen: Herkes birbirini biliyordu. Bir de ideolojimiz sağlam olduğundan birbirimizi kaybetmedik. İçerden çıkanlar üniversitelere gitti, okuyup bitirdiler. Planımıza sadık kaldılar. İçerdekiler ayrı, dışarıdakiler ayrı organize oldular, ama aynı düzlemde aynı plandaydılar. Ben ilkinde 20 yıl ceza aldım, 11 yıl yattım.

Hapishanede 'Miladi Müslümani' (Genç Müslümanlar) üyeleri uzun yıllar kaldı, çıkınca aranızda bir çözülme, sağladığınız birliktelikte dağılma oldu mu?

Ömer Behmen: Ben 1960´larda hapisten çıkınca üniversiteye, inşaat mühendisliğine gittim. Ama yaşım büyük olduğu için askere aldılar. Askerden sonra tekrar üniversiteye gittim. Çünkü planımız öyleydi. 4 yıllık fakülteyi 3 yılda bitirdim. Hapisten sonra herkes iş ve eş telaşına düştü biraz, ama ideolojiden, plandan sapma asla olmadı. 3.gruptakiler ayrıldılar. Ama temeldekiler sapmadılar. Tekrar organize olduk. Artık hepimizin işi ve parası vardı. Müftülükle görüşmeye başladık. Onların yayınlarında yazmaya başladık. ‚Takvim' (1966-1967) ve'Prepora' (Diriliş) dergilerini çıkarttık. 'Prepora' halen çıkıyor. Yazılarda kendi isimlerimizi kullanmadık. Mahlas kullandık. Sonraki dönemde Saraybosna'da Müslüman öğrenciler Talacki mescidine gelmeye başladı. Yazdıklarımızı bu gençlere dağıttık. Aliya'nın çalışmalarıyla 'Doğu-Batı Arasıdaki İslam'ı, 'Yeni İslam Deklarasyonu' kitaplarını çıkardık. O gruptaki herkesin katkıları oldu bu kitaplara. İran'da aralık 1972´de İmam Humeyni "Sünni ve Şiiler arasında bağ oluşturma" adında bir grup oluşturdu:. Humeyni'nin bildirisinden sonra bunu araştırdık. Beraber olmanın Farz-ı kifaye olduğunu kabul ettik. 5 kişi Tahran'a gittik ve Humeyni'nin toplantısına katıldık. Aliya diğer İslam ülkelerinden temsilciler toplayıp Birleşik Arap Emirlikleri'nde toplantı yapacaktı. Biz de Tahran'dan Oraya geçip o toplantıda buluşacaktık.Yapacağımız toplantıya diğer Arap ülkelerinden genç teşkilatlar da gelecekti. Yapacağımız bu toplantı duyulmuş. Mısır'daki arkadaşlarımız hapse alındılar. Ben de planı bozdum BAE'ne gitmek yerine Bosna'ya döndük. 

Geçen zaman teşkilat yapınızı etkiliyor muydu?

Ömer Behmen: 1983´ten itibaren dünyada komünizm etkisi azalmaya başladı. Yugoslavya'daki komünistleri korku sardı ve düşünürlerimizi tekrar hapse attılar. 200 kişi kadar aydınımız 1983´de hapse alındı. Sorguya alınan 13 kişiden 1´i sorgulama esnasında öldü. Diğer 12´si mahkemeye çıkarıldı. Ben de onların içindeydim. Mahkeme kararıyla 15 yıl ceza aldım. 1988´de Yugoslavya dağılmaya başladığında siyasi suçlular serbest bırakıldı. Slovenya ve Hırvatlar ayrıldı. Slovenya Yugoslavya'dan savaşsız ayrıldı. Hapisten çıkınca parti kurmaya karar verdik. 1988´de Yugoslavya Krallığı Müslüman Partisi adında ilk parti kuruldu. Partiyi kurduktan sonra, 1990´larda dini ve milli isimlerle parti kuramama kanunu çıktı. Adını SDA olarak değiştirdik. ‚Demokrat Hareket Partisi'. İlk üye Aliya İzzetbegoviç, ikincisi ben, Ömer Behmen. Hapisten sonra eski işimde çalışamadım. Saraybosna'da müftülükten iş verdiler. Bu sayede merkezde kalabildim. 1992´de kardeşim vefat etti. Ardından secimler oldu. SDA Bosna-Hersek'te en çok oyu alan parti oldu. 

Bildiğimiz kadarıyla savaş hazırlıkları Boşnaklardan gizli tutuluyordu.

Ömer Behmen: Evet, bir sırp arkadaşımız sırpların bütün planlarını bize bildiriyordu. Onun söylemesine göre onların Yugoslavya'sında Boşnak ve Müslüman kimliğine yer yoktu. 1991´de bu bilgilere göre illegal organize olduk. Silah temin etmeye ve direnişçiler yetiştirmeye başladık.

Bir gün Parti yönetiminden 30 arkadaş kabineyi oluşturmak için oturduk. Bana hangi bakanlığı almak istediğimi sordular. Çevre Bakanlığını çok istememe rağmen şartlar gereği Silah Bakanı oldum. Mayıs 1991´de kardeş bir ülkeden bize haber geldi: "Sırplar aniden size saldıracak. Biz size yardim edeceğiz." 

Bir mahsuru yoksa bu ülkenin ismini söyleyebilir misiniz?

Ömer Behmen: Tabii ki. Iran. İran ve Malezya bize ellerinden gelen her türlü silah yardımını yapmaya söz verdiler. 1993´de sırplar saldırıya başladılar. 1993´ün mayısında Bosna elçisi olarak İran'a görevlendirildim. O dönemde ilk Büyükelçi ben oldum. 1996´da görevim bitince döndüm. Büyükelçilerden tek dönen benim. Diğer arkadaşlar görev sürelerini uzattılar.
1991´de, Miladi Müslümani' (Genç Müslümanlar) resmileşti. 1949´da 20 yıl hapis cezası alanlardan İsmet Seddaric 1991´de genel başkan olarak seçildi. Ve daha sonra 1999´da genel başkan olarak beni seçtiler. 2002´deki seçimde ben genç birinin seçilmesini istememe rağmen tekrar başkan seçildim.

'Miladi Müslümani' olarak en büyük amacımız sağlam bireyler yetiştirmek. Biz kişiler üzerlerinde duruyoruz. Aynı zamanda onların bir halkaya ait olduklarını, en ufak bir şeyde bu ideolojiden, halkadan kopmamalarını verdiğimiz eğitimle sağlıyoruz. Hem hapiste hem hapis sonrası gençler üzerinde sürekli çalıştık. Gençleri diri tuttuk.

1992´de sırpların saldıracağı anlaşıldığında yerli kararlar uyguladık. SDA birinci oldu ama yeterli değildi. İllegal direnişçiler yetiştirdik.

Cemaat, Edep, Şura, Amel: dört temel prensibimizdi. Dervişler çok güzel, zikir sayesinde Allah ile olan bağlarını koruyorlar ama etraflarına faydaları yok. Biz elle ortaya birşeyler koyabilen cemaat istiyoruz. Gece isteyen ibadetini yapacak ama gündüzleri diğer Müslümanlar için çalışacaklar. Şuan dünyanın en zenginleri ve en fakirleri Müslümanlar. Arap şeyhlerimizin çoğu paralarını bankalara yatırıyorlar. Türkiye yatırımlarını Avrupa'dan bekliyor ama bu yatırımların sahipleri yine Avrupalılar.

Bosna Hersek ekonomik olarak çok zor durumda. Ülkemizde fabrikalar özelleştirildi. Yabancılar aldı ama çalıştırmıyorlar. Sadece şuanda çalışır durumda olan Zenica'da bir fabrika var.

Şuan 'Genç Müslümanlar'ın çalışmaları ne yönde, neler yapıyorsunuz?

Ömer Behmen: Genç Müslümanlar olarak üç şey üzerinde duruyoruz: 100 kadar O yemini eden dava arkadaşımız var. Onlara sağlık hizmeti veriyor ve diğer ihtiyaçlarını karşılamada yardım ediyoruz.. Öğrencileri organize edip onları yetiştirmeye çalışıyoruz. Milyonlarca Boşnak kardeşimiz evsiz, yurtsuz kaldı. Onların evlerinin tamirinde, yeniden inşasında yardım ediyoruz. Çoğu evlerini, yurtlarını terk ettiler. Bunlardan geri dönmek isteyenlerle iletişim kurup onlara yardım ediyoruz. Evlerini yapıyoruz. Bunları yaparken hiç karşılık beklemiyoruz.

Dünya Müslümanlarına iletmek istediğiniz bir şey var mı?

Ömer Behmen: Buralarda da Müslümanlar yaşıyor. Hiç bir kardeşimiz Bosna'yı dikkate almadan yaşamasın.

Bu röportaj Mostar dergisinin 2005 Nisan sayısından alınmıştır
Ayhan Demir/ Saraybosna/ Dünya Bülteni

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Türkiye'den iki hatıra...

20/7/2008 -Kategori: YAZILARIM





Erzincan - Mercan












İstanbul




Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

En hakiki sözü söyledi ölüm...

20/7/2008 -Kategori: bengisu



Şair Erdem Bayazıt vefat etti.
Ne söylenebilir.
Dua .
Allah rahmetiyle muamele etsin.
Kabri nur olsun.
Amin.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Barat Hacı yani Berat yani Kurtuluş

6/1/2008 -Kategori: nefes ve yol

                                     

                           Barat Hacı ( 16 Ekim 1910 - 00 Şubat 2003 )

Barat Hacı 16 Ekim 1910 yılında Doğu Türkistan'ın Kaşgar şehrinde dünyaya geldi.Berat gecesinde doğduğu için adını Barat koydu babası.

1931 senesinde Doğu Türkistan'ın Kumul şehrinde Mançur-Çin istilacı hakimiyetine karşı Hoca Niyaz önderliğinde mücadele haberini duyan Barat Hacı,birkaç arkadaşıyla birlikte bu mücadeleye katıldı.Barat Hacı ayaklanmada etkin rol oynadı ve arkadaşlarıyla birlikte birçok bölgeyi kurtardılar.

1932 senesinde,Hoca Niyaz'ın Kaşgar çıkartmasıyla beraber kendi evine Mücahit olarak döndü.1933 senesinde kurulan Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti'nin ilanına kadar Kaşgar civarındaki bir çok ilçe ve köydeki çarpışmalara katıldı.

1937 senesinde Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti'nin yıkılmasıyla Barat Hacı'nın da hapishane hayatı başladı.İlk zindan deneyimi 1937-1942 arasında oldu.Çıktıktan sonra tekrar mücadele saflarına döndü.Barat Hacı'nın Doğu Türkistan'ın güney bölgelerindeki mücadeledeki azmi ve fedakarane tavrı Milliyetçi Çin'in yöneticilerini korkuya dşürdü ve tekrardan takibe başladılar.

1945'te kurulan Doğu Türkistan Cumhuriyeti'nin ilanına kadar birkaç defa ölüm tehlikesi atlatan Barat Hacı,kendi komutanlığında bir kaç bölgeyi işgalden kurtardı.

1952'ye kadar Doğu Türkistan ordusunda Binbaşı rütbesiyle görev aldıktan sonra,Kızıl Çin'in politikasına aldanan Doğu Türkistanlıların ordularını dağıtmaları üzerine Barat Hacı 1960'a kadar mücadeleyi ferdi olarak sürdürdü.

Bu sırada Doğu Türkistan Cumhuriyeti'nin üst düzey yöneticileri,Çinlilerce teker teker idam edilmeğe başlandı.Daha alt görevlerde olanlar ise hapse atılmaya başlandı.Bu şekilde Barat Hacı'nın da ikinci hapis hayatı başlamış oldu.

1960'tan 1981'e kadar tam 21 sene Pantürkizm suçundan Çin Zindanlarında,hücrede kaldı Barat Hacı.80 santimetre eninde bir metre uzunluğunda karanlık beton bir hücrede,elleri ve ayakları prangalarla bağlanarak, bir gün yiyip bir gün oruç tutarak 21 yıl direndi Barat Hacı.

1981 senesinde hapisten çıktığında 38 kiloya kadar düşmüştü.Barat Hacı hapisten çıktıktan sonra 1985'e kadar gözetim altında tutulmuş,1993'te Türkiye'ye gelmişti.

Doğu Türkistan'da halen devam eden Çin Zulmünü tüm dünyaya haykırmak için zaman zaman Türkiye'de düzenlenen yığılışlara uzun ak sakalı,başında dopbasıyla,bir elinde Al Bayrak diğerinde Gök Bayrak olduğu halde,gençlerin önünde en ateşi mücahid olarak katıldı.Kendisini Çin konsolosluğunun kapısına kilitlediği zaman defalarca ekrana yansıdı.

93 yıllık ömrünün bebeklik ve çocukluk dönemi de dahil tamamını zulüm,işkence,gözyaşı ile cephede ve hücrede geçiren Barat Hacı,hac farizasını ifa edip ismi gibi hacı olduktan sonra Şubat 2003'te Mekke'de vefat etti.

 

NOT: Barat Hacı'mızın vıdeosunu izleyebileceğiniz adres.

http://www.youtube.com/watch?v=kLdgglQVKVc

 

                         

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Anma

29/12/2007 -Kategori: nefes ve yol

                                                   

                                                   Mehmet Akif ERSOY

                                                1873 - 1936

 

                                                    İstiklalimizin şairi,

                                          hakiki Türk-İslam münevveri,

                                          İslam şairi

                                          Mehmet Akif ERSOY'u

                                          vefatının 71.yılında

                                          rahmet ve hayırla anıyoruz.

                                          Makamı cennet olsun.

                                          Amin

                                                 

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı